Türk Tarihinde Sungurlu

             TÜRK TARİHİNDE SUNGURLU             



    1071 yılında Anadolu kapıları Türklere bir daha kapanmamak üzere açılması il fetihler hızlı bir şekilde sürdürülmüş ve 1075 yılı ilkbaharında Yenkonive adıyla bilinen Çorum şehri Danişmendliler tarafından feth edilmiştir.

   Çorum'un fethinden sonra aynı yılın yaz aylarında Kara Hisar-ı Demürlü feth edilmiş ve Sungurlu yöresi Danişmendli yönetimindeki Türklerin eline geçmiştir.

   Aradan çok geçmeden Kara Hisar-ı Demürlü yöresi Haçlı Seferine sahne olmuş ve bu seferde yörede yaşayan Müslüman Türk yoğunluğu caydırıcı rol oynamıştır.

   Danişmendliler il Selçukluların arasının açılmasıyla (1178 yılı Sultan Mesut zamanında) Anadolu Selçuklularının hakimiyetine girmiş ve Sultan Alaaddin zamanında Çorum, Selçukluların önemli bir şehri haline gelmiştir.

   Selçuklular döneminde Kara Hisar-ı Demürlü vilayet statüsünde bulunmuş ve bu statüsünü uzun yıllar sürdürmüştür. Bunu gerek tarihi kaynaklar gerekse günümüze intikal etmiş cami, medrese, hamam, türbe, kervansaray, Mevlevi hane gibi önemli kalıntılardan anlamaktayız.

   Kara Hisar-ı Demürlü ve yöresi 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşında Moğolların, Selçukluları yenmesiyle Moğolların hakimiyetine girmiş ve Moğollar yörede 1256 yılından itibaren fiilen işgal kuvvetleri bulundurmaya başlamışlardır. Zamanla işgal kuvvetlerinin sayısını arttıran Moğollar yörede göçebe elverişli bütün otlak ve kışlakları işgal edip yurt edinmişlerdir.

   Moğolların ünlü şehzadeleri Kongurtay, Turku ve Tuvadın Delice Kışlaklarına yerleşmiş ve burayı yurt edinerek işgal kuvvetlerini buradan yönetmiştir. Bu Şehzadelerin yaşadığı yerler zamanla daha da gelişmiş kendi başka bir ifadeyle Konur ve Congar (Ca-Ungar) adlarıyla tarih sayfalarında yerini almıştır.

   XIII. yüzyılda baş gösteren ve tüm Orta Anadolu'yu etkisi altına almış bulunan Baba Resul (Babaili) isyanlarında yöre büyük zarar görmüş, Çorumlu Alimlerden Aşık Paşanın torunu ve Elvan Çalebinin dedesi olan bu şahıs tarafından çıkartılan isyan büyük yıkımlara sebebiyet vermiştir.

   Moğollar, buradaki hakimiyetleri döneminde yerli Türk insanına büyük baskılar yapmış ve bu insanlardan önemli bir bölümünü yöreden göç ettirmişlerdir. Bu baskılara dayanamayıp yöreden göç eden on binlerce Türkmen güneyde konuşlanmış Memluklu Devletine sığınmış, onlarda bu Türkmenleri tampon bölge durumunda bulunan İlhanlı ve Ermeniler arasına yerleştirmişlerdir.

   Memluklular içerisinde kısa sürede kendilerini kabullendiren Türkmenler, Suriye Valilerinin hizmetine girerek kuzeye doğru yaptıkları seferle katılmışlar ve 1298 yılında Maraş'a kadar gelmişlerdir. Yaptıkları mücadelelerle Memlukluların güvenini kazanmışlar, onların desteğini alarak Halep Valiliğine bağlı Maraş yöresinde bir Türkmen beyliği kurmuşlar ve böylelikle kendi kendilerini idare etmeye başlamışlardır.

   Halep'ten başlayan Elbistan'a kadar uzanan bölgeyi yurt edinmiş olan bu Türkmenler, zamanla güçlenerek bazen Memluklularla bazen de kendi başlarına seferlere katılmışlar ve bu seferleriyle isimlerini çevreye duyurmuşlardır.

   Karaca Bey önderliğinde Emirliklerini kurmuş olan bu Türkmenler, tarih sayfalarında Dulkadirliler adıyla anılmaya başlamıştır. Emir, Karaca Bey komutasında gelişmesini sürdürmüş, İlhanlıların iç karışıklığını ve Memlukluların desteğini lehlerine kullanmışlar kuzeye, yani Orta Anadolu içlerine doğru seferlere başlamışlardır.

   Dulkadirli ile Memlukluların iyi ilişkileri çok sürmemiş, Halep Valisine götürülmekte olan bir ganimet kervanını Türkmenlerin soyduğu iddiası ve buna Karaca Beyin duyarsız kaldığı gerekçesiyle Halep Valisi Karaca Beyin üzerine yürümüştür. Bu yürümeden netice alamaması sonucunda Eretnalılar'dan yardım istemiş ve bu beyliğe bağlı güçler bir yerde Karaca Beyi yakalayıp, Memluklulara teslim etmişlerdir. Memluklularda çok geçmemiş 1353 yılında Karaca Beyi asarak öldürmüşlerdir.

   Güneyde bu durumlar cereyan ederken Kara Hisar-ı Demürlü yöresinin çehresi değiştirilmeye başlanmış ve bu çerçevede XIII-XIV yüzyılda zamanının modern mimarı üslubuyla Kavşut Cami inşa ettirilmiştir.

   Hal böyle iken Anadolu'da son Moğol Valisi olan Demirtaş, kayın biraderi olan Uygur Türk'ü Eretna'yı yerine vekil bırakarak Mısır'a iltica etmiştir. Eretna Beyde çok geçmeden bu fırsatı kendi lehine kullanmış ve merkezi Kayseri olan Danişmendiye topraklarına kendi adıyla devletini kurmuştur. 1380 yılında ölümü üzerine yerine küçük yaştaki oğlu Mehmet geçmiş ve devletini iyi bir şekilde idare edememiştir.

   Bunu üzerine Kadı Burhanettin Ahmed yönetime el koymuş, kendi adıyla devletini kurup, yöreyi 1390'lı yıllarda Aksaray Vilayeti idari sahasına dahil etmiştir.

   Bu dönemlerde Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt yöreyi Osmanlı yönetimine almak için seferler düzenlemiş ve yöreyi geçici olarak iki defa Osmanlı topraklarına katmıştır. Buna tepki amacıyla yöreye Timur saldırısı başlamış, Timur kuvvetleri konnaklamış dinlenirlerken otlakta yayılmakta olan atları Dulkadirli Türkmenleri tarafından kaçırılmış ve bu yüzden Timur Dulkadirli Türkmenlerine büyük kin duymuştur. Bu kinin sonucu olarak Dulkadirli illerinde büyük yağmalar yapmış, tabiri yerinde ise taş üstünde taş bırakmamıştır.

  1403 yılında Anadolu Seferine çıkan ve Osmanlı'yı Ankara-Çubuk Savaşında yenen Moğol hükümdarı Timur geri dönüşünde kendi soydaşları ile birlikte beraberinde bir kısım Bozoklu Türkmeni de götürmüştür. Ankara-Çubuk Savaşıyla bozulan Anadolu Türk birliği 1413 yılında Çelebi Mehmet tarafından yeniden sağlanmasıyla yöre tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.

   Osmanlı topraklarında böyle gelişirken güneyde konşuları Memluklular ve Karamanoğulları tarafından cendereye alınmış Dulkadirli Beyliği bu cendereden korunmak amacıyla Osmanlılarla ittifak yapmışlardır. 1404 yılından itibaren hanedan soyu Çandır, Kozan Köyü ve Bey Kışlasına bağlı aşiretleri Osmanlılar ile Karamanlılar arasında tampon bölge konumunda bulunan Kırşehir-Yozgat (Bozok) civarındaki Moğollardan boşalan köylere yerleştirilmişlerdir.

   Dulkadirliler yöreye gelip siyasi hakimiyetlerini kurduktan sonra birbirine çok yakın Kara Hisar-ı Demürlü, Sunguroğlu adlarıyla anılan yerleşim yerleri Budaközü adı ile bağlı aşiretleri de Şamlı, Kerküklü veya Maraşlı diye anılmaya başlamıştır.

   Dulkadirli Beyi Nasrettin Mehmet Beyin ölümü üzerine yerine oğlu Süleyman Bey atanmış, Süleyman Bey kızı Sitti Hatun'u Fatih Sultan Mehmet Han'la evlendirerek Osmanlı Dulkadirli dostluğunu kurmuştur. Bundan sonra beylik sırasıyla Melih Arslan Bey, Şahbudak Bey, Şeyhsuvar Bey tarafından devam ettirilmiştir.

   Şahbudak Bey kardeşi Melik Arslan Beyin öldürülmesi üzerine Memluklulardan aldığı icazetle tahta geçmiş, Şahbudak Beyin bu beyliği bazı Türkmen beylerinin Fatih Sultan Mehmet'e bir yazı göndererek, Memluklu yanlısı olan bu beyin alınması ve yerine Şeyhsuvar Beyin atanmasını istemişler, Fatih'te bu beylerin istediğini yerine getirmiş ve Dulkadirli Beyliğine Şeyhsuvarı atayıp, askeri bir güçle Maraş'a yollamıştır.

   Şeyhsuvar Bey zamanında beyliğine karşı gelen ve Memlukluların desteğini gören kardeşi Şahbudak'la şiddetli çatışmalara girmiş. Bu çatışmalar sürerken Memluklular tarafından Şahbudak Bey 1471 yılında tekrar beyliğe atanmış. Bunu karşına da Osmanlı yanlısı olan diğer kardeşi Alaüddevle Bey çıkarak Dulkadirli kardeşler arasında taht kavgaları devam etmiştir. Bu kavgada Fatih Sultan Mehmet kendi yanlısı olan Alaüddevle Beyi, Dulkadirli Beyliğine atamıştır.

   Alaüddevle Bey kızı Ayşe Hatun'u II. Beyazıt'la evlendirerek Osmanlı Hanedanlığı ile iyi ilişkilere girmiş ve bu iyi ilişki sonucu kendisine içlerinde Sungurlu ve bağlı köylerinin bulunduğu kırk iki köyü dirlik arazisi olarak vermiştir. Kardeşler arasında taht kavgaları sürerken 1489 yılında Alaüddevle Bey baskın gelmiş ve Şahbudak Beyi yandaş aşireti Rivşan Aşireti ile birlikte berteraf etmiştir. Şahbudak Bey kaçıp, Amasya Valisi olan Şeyhzade Beyazıt'a sığınmış, Rivşan Aşireti de yaşamını sürdürmüş olduğu Kırşehir ve Bozok civarından göç etmişlerdir.

   Dulkadirliler, dolayısıyla yörede bu olaylar cereyan ederken Moğol istilasından sonra Anadolu'yu terk edip doğuya göç eden Şambayadı, Ağcalu, Akçakoyunlu, Kızılkocalu, Dedesli, Ustaculu (Çayan-Çavuşlu), Turgutlu Aşiretlerine bağlı Türkler, İran'da devlet kurma çalışmalarına başlamış ve bu çalışmalarına Anadolu'daki akrabalarının desteğini istemişlerdir. 

   Anadolu Türklerinden olan Şeyh Cüneyt ve bunun oğlu Şeyh Haydar bu isteğe icabet ederek adı geçen aşiretlere bağlı insanlar başta olmak üzere Varsak, Akkoyunlu, Karakoyunlu gibi diğer aşiretlerden destek toplayarak İran'a gitmelerini sağlamışlardır. 1490'lı yıllarda önemli bir vilayet olduğu kayıt edilen Kara Hisar-ı Demürlü yöresinden giden bu Türkler 1502 yılında ŞAh İsmail hükümdarlığında kurulan Safevi devletinin kuruluşunda önemli rol oynamışlardır.

   Safevi devleti kurulduktan sonra da yardımlarını göstermişler ve bu devlete önemli ölçüde insan gücü yardımında bulunmuşlardır. Gerek önceki gerekse sonraki dönemlerde, İran'a gitmiş ve Safevilerle birlikte hareket etmiş aşiretlere bağlı kolların tamamına yakınının Sungurlu yöresinde bulunduğu tarihi  kaynakla ve yerleşimlerden anlaşılır.

   Alaüddevle Beyden sonra tahta oğlu Şahruh Bey geçmiş, buna karşı da eski beylerden Şahsuvar Beyin oğlu Ali Bey gelmiş ve didişmeye başlamıştır. 1515 yılında bizzat Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından yönetilen Osmanlı ordusu XIII. yüzyılda kurulan ve Bozok civarını siyasi etkisine almış Dulkadirli Devletinin varlığına son vermiş ve bu savaşta binlerce Dulkadirli taraftarı İran'a kaçmıştır.

   Buna tepki amacıyla 1519 yılında Şah Veli adıyla anılan bir kişi etrafına topladığı içlerinde Hisarbeyli Aşireti beylerinin de bulunduğu üç-dört bin kişi ile mühim bir isyan çıkartmıştır. Bu isyanda önce Bozok Valisi Üveys Beyin evini basıp, Sivas Beylerbeyi Şadi Paşa ve bağlı güçlerini yenmiş olmasına karşın daha sonra oluşturulan bir güce yenilmiş ve bu yenilgi de Şah Veli yakalanarak, başı vurdurulmuştur. Tarihte yaşanan ilk Celali isyanı olduğu kabul edilen bu isyanın Şah İsmail'in Anadolu'daki taraftarları tarafından yapıldığı kayıt edilir.

   Siyasi işler bu şekilde sürerken, XIV. yüzyılda başlayan Sungurlu'nun kuzeybatısındaki gelişmeler devam etmiş ve bu çerçevede 1521 yılında Ergülü Baba adına büyük bir vakıf kurulmuştur.

   Dulkadirli devletine son verilmesine, Anadolu Türkmenleri karşı çıkmaya devam etmiş ve 1527 yılında Hacı Bektaş-ı Veli şeyhlerinden Kalender Çelebi başkanlığında büyük bir isyan çıkartılmıştır. Yirmibini aşkın isyancının katılımıyla çıkarılan bu isyan Dulkadirli, Bozoklu, Çiçekli, Mesudu,, Karacalı Aşireti mensupları ile işsiz kalan ve dirliği ellerinden alınan Dulkadirli sipahileri de katılmıştır. İsyan güçleri devlet güçleriyle girdiği çatışmalarda galip gelmiştir.

   Bunun üzerine devlet işsiz kalıp, dirliği kesilen sipahilerin dirliğini geri vermiş ve böylelikle Kalender Çalebi'nin arkasından ayrılmalarını sağlamıştır. Sipahilerin arkasından ayrılmasıyla Kalender Çelebi güçsüz kalmış ve devlet güçleri tarafından yakalanarak öldürülmüştür.

   1601 yılında cereyan eden Celali İsyanları yörede büyük zaiyatlara sebebiyet vermiş, isyancıların baskılarından kaçan yöre insanı başta Ankara olmak üzere komşu il ve ilçelere sığınmışlardır. İsyanın bastırılmasından sonra devlet tarafından kaçan bu insanların yurtlarına geri dönmeleri yönünde çağrılar yapılmış ve bir kısmı geri döndürülmüştür.

   XVII yüzyılın başlarında Kara Hisar-ı Demürlü'ye yatırımlar devam ettirilmiş ve bu konuda Sarıkamış mevkiine Yörüklü Beldesi Ulu Cami yaptırılmıştır.

   1696 yılında yörede mühim tarihi olaylar cereyan etmiş,Safevilerle başlayan Osmanlı hükümeti ileTürkmenler arasındaki gerginlik Türkmenlerin Rakka (Diyarbakır, Halep arası)' ya zorunlu iskana tabi tutulmasıyla hat safhaya çıkmıştır.

    Ankara Sancağı Kızılırmak'ın öte yanında yaşayan çoğunluğu Beğdili Boyuna bağlı olan, içerisinde Salmanlı ve Mamalı Aşiretlerini de bulunduran bu sürgün gurubunu idare etmesi amacıyla hükümet Kadıoğlu namıyla bilinen Kürt Bektaş Beyin oğlunu görevlendirmiştir.

    Konar göçer halde yaşamalarından dolayı devlete vergi vermediği, geçtikleri bölgelerdeki yerleşik halde bulunan köylülerin ekili ve dikili yerlerine sürüleriyle zarar verdikleri gerekçesiyle alınan bu sürgün kararına zorluk çıkartan Türkmenlerin kılıçtan geçirilmesi yetkisi verilmiştir.

    Sürgünü reddedip karşı koyan Beğdili Aşiretlerine, Mamalı Aşiretleri de destek vermiş, bu isyanda otuz Türkmen Beyi hükümet güçleri tarafından öldürülmüştür. Yerleşim yeri gösterilip, yeteri kadar toprak verilerek yapılan bu iskana bir çok aşiret uyarak gösterilen yere yerleşirken, bir çok aşirette kabul etmemiş komşu il sınırlarına kaçarak izlerini kayıp ettirmişler. Bir kısmı da daha sonra oraları terk ederek kaçıp yöreye geri dönmüşlerdir.

    Sürgüne gönderilen bu Türkmenlerin sayısı kimi kaynaklara göre 10.000 çadır iken, zamanın ünlü ozanı Araf (Çayyaka) köyünden Dedemoğlu'da bu sayıyı şiir dizeleriyle 84.000 çadır olarak belirtmiştir.

    1706 yılında Kara Hisar-ı Demürlü'nün Sungurlu mevkiine yatırımlar yapılmış ve bu doğrultuda Yusuf Hoca Cami inşa ettirilmiştir.

    Sungurlu'nun imarı bu şekilde sürerken, İran'da hüküm süren Safevi Devletinde kardeş kavgaları başlamış, kardeşlerden Abbas Bey Osmanlı Devletine sığınmıştır. Devletin kendisine Midilli Adasında ikamet göstermesine karşı orada durmamış ve akrabalarının yaşadığı Bozok Sancağına gelmiştir.

    Önceki yüzyıllarda olduğu gibi yine Bozoklu Türkmenler Safevi Devletinin güçlendirilmesine destek vermiş, Alaca Beyi, Mamalı Aşireti mensubu Ömer Bey (Bu Çapar Ömer (Çapanoğlu))olması kuvvetle muhtemel ile Sungurlu Beyi, Sungur Bey yöreden topladığı 3000 atlı gücü İran'a yollamış ve Abbas Bey İran'a vararak şahlığını ilan etmiştir.

    1756 yılında, Yozgat'tan geldiği kayıt edilen ve Sunguroğlu Hanedan soyundan olduğu sanılan Sunguroğlu Mehmet Bey adında bir şahsın bu günkü şehrin bulunduğu yere cami, hamam, medrese yaptırmasıyla şehir gelişmiş ve günümüzdeki şeklini almıştır.

    Osmanlı Devletinin gerileme döneminde Budaközü yöresi asker kaçağı eşkiyaların yurdu, başka bir ifadeyle kurtarılmış bölgesi haline gelmiş, bu eşkıyalar uzun yıllar yöreye büyük zaiyatlar vermiştir.

    Yine bu yüzyılda yörede büyük zelzele ve yangın felaketleri yaşanmış, bu felaketlerden dolayı bir grup yöre insanı başka yerlere göç etmişlerdir.

    Yörede, 1871 yılında başlayıp ve dört yıl süren kıtlık yaşanmış, bu sürede yöre insanı ağaç kabuğu, üzerlik ve ayrık otu yiyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Aradan fazla geçmeden 1883 yılında tüm Bozok Sancağını etkileyen kıtlık geçirmiş ve bu kıtlıkta yöre insanı büyük sıkıntı çekmiştir.

    XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra vilayet olarak Sivas ve Ankara'ya, sancak olarakta Bozok Sancağına bağlı kalmış yörede üç büyük deprem hadisesi yaşanmıştır. 1908 yılında Ankara Vilayetine bağlı olduğu kayıt edilen Sungurlu'da 1913 yılında salgın hastalıklar baş göstermiş ve bu salgınlardan çoğunlukla Kafkas göçmenleri olmak üzere çok sayıda yöre insanı telef olmuştur.



    Tarihçe ile ilgili geniş bilgi “Tarihi,  Kültürü ve İnançlarıyla Sungurlu” ve “Kara Hisâr-ı Demürlü” adlı kitabımızda verilmiştir.

Reklam
 
 



More Cool Stuff At POQbum.com


Myspace Graphics
 
 
Bugün 20 ziyaretçi (20 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=